Sürekli değişim içinde olan iş dünyasında yüksek entegrasyon düzeyi ile kilit bir öneme sahip olan otomotiv sanayi, demir-çelik, petro-kimya, cam, plastik, tekstil ve elektronik gibi sanayilerin başlıca alıcısı olması nedeni ile bu sanayilerdeki teknolojik gelişmelerin de lokomotifi olmaktadır. Öte yandan motorlu taşıtlara ihtiyaç duyan tarım, turizm, savunma, ulaştırma, altyapı ve inşaat gibi sektörlere hizmet vermektedir. Ayrıca kendi bünyesi dışında hammadde ve yan sanayi ile nihai ürünlerin tüketiciye ulaşmasını sağlayan pazarlama, bayi, servis, akaryakıt, finans ve sigorta sektörleriyle de yakından ilişkilidir. Bu nedenle otomotiv sanayi yarattığı katma değer, istihdama katkı, vergi geliri ve birçok sektörde talep yaratıcı etkisiyle ekonomiler açısından vazgeçilmez öneme sahip olup, teknolojik gelişimde öncü rol oynamaktadır.

Ülkemizde de 1960’lı yıllarda ticari araç üretimiyle önem kazanan otomotiv sanayi, 1996 yılında Türkiye ile Avrupa Birliği arasında yürürlüğe giren Gümrük Birliği ile Avrupa Birliği’ne en hazırlıklı sektör konumuna ulaşmıştır. Ayrıca, bu süreç AB ile Türkiye arasındaki ticaret ve yatırımın büyümesini desteklemiş ve rekabet ortamını canlandırmıştır. Artan ticaret hacmi ve rekabetle birlikte firmaların yeni model geliştirme ve kalite iyileştirici yatırımları artmış, Türk Otomotiv Sanayii küresel bir otomotiv üretim merkezi haline dönüşmüştür. Sektör dinamikleri ışığında 2013-2017 döneminde ülke ekonomisinden bir buçuk kat daha hızlı büyüyen ve en fazla ihracat gerçekleştirilen otomotiv sektörü, 2019 yılında kesinleşen Brexit sonrasında Birleşik Krallık ile ticaretin belirsizliği, küresel ticaret savaşı, yerli otomobil, VW yatırımı, regülasyonlar ve maliyetler ile iç pazarda dalgalanmalar yaşanan bir yılı geride bırakmıştır.

Yılın ilk 6 ayında ÖTV indirimi ve hurda indirimine rağmen satışlarda yaşanan düşüşler temmuz ve ağustos aylarında dip seviyelere inmiştir. Eylül ayında artmaya başlayan satışlara, ekim ayı sonunda yerli üretim araçlarınayönelik kamu bankalarının düşük faiz desteği gelmiştir. Psikolojik etkisi daha güçlü olan bu desteğin ardından satışlar yükselişe geçerek yılın ilk 9 ayında yılsonu için düşük tahminler yapılan otomotiv sektörü, son üç ayda talebe yetişemez hale gelmiştir. Ellerinde stok kalmayan, yeni sipariş açmak için de yeterli zamanı olmayan otomotiv distribütörleri, aralık ayının son 15 gününde adeta yok satmış ve araç bekleyen pek çok müşteri, elinde parasıyla 2020 yılını beklemek zorunda kalmıştır.

2020 yılının ilk çeyreğinde ise 2019 yılında artan talepler etkisini göstermiş ve ülkemiz Avrupa pazarında satışlarını artıran 3 ülkeden biri olmuştur. Ocak-Mart döneminde geçen yılın aynı dönemine göre %44,8 artışla 99 bin 630 araç satılmıştır. Bu satışlara bakıldığında 2020 yılının geçen yıla göre önemli ölçüde toparlanma yılı olacağı görülmüştür ancak tam bu sırada ortaya çıkan Covid-19 salgını bu talebi tekrar ötelemiştir. Yılın ikinci çeyreğinde ise normalleşme adımlarının atılması ve taşıt kredisi paketinin çıkarılması ile araç showroomlarında %300 oranında artış yaşanmış, banka ve noterlerde kuyruklar oluşmuştur. Üçüncü çeyreği de olumlu etkileyen bu durum Covid-19 salgınının ikinci dalgasının yaşanması ve kredi faizlerinde artışlar yapılması ile duraksamıştır. Yine de Ocak-Kasım dönemi ele alındığında geçmiş yılın aynı dönemine kıyasla toplam üretimde otomobil pazarında %67,3; toplam pazarda ise %72,5 oranında büyüme görülmüştür. Ayrıca 2020 Kasım yılı toplam üretimi de bir önceki yılın Kasım ayına kıyasla %5,4 artış göstermiştir. Bu kapsamda otomotiv sektörüne olan taleplerin ertelendiği ve büyüme trendinin 2021 yılında da devam edeceği öngörülmekte olup Hazine ve Maliye Bakanı Elvan’ın yeni yapısal reformların hayata geçirileceğini belirtmesi ile bahsi geçen bu sektöre destek verilmeye devam edileceği sinyalleri de alınmaktadır.

 

 

 

 

 

 

Bu kapsamda yaptığımız değerlendirmelerde ülkemiz Otomotiv Sektörü ’nün;

  • Kamunun Ar-Ge ve yatırım harcamalarına destekler sağlaması,
  • Global arenada sektörün tarihi dönüşüm yaşaması,
  • Yerli otomobil ile iddiasını ortaya koyan Türkiye’nin yeni nesil araçlara yönelik şansını yükseltmesi,
  • Yeni nesil araçlara ilişkin ciddi bir yatırım ikliminin her geçen gün daha fazla kendini gösteriyor olması,
  • Araç parkı yaşının özellikle ticari araçlarda yüksek olmasından dolayı iç talebin devamlılık gösterebilecek olması,
  • Kişi başına araç sayısının gelişmiş ülke standartlarının altında olması,
  • Ülkemizin jeopolitik konum ve lojistik sektörünün potansiyeli

gibi yönler ile yerli ve yabancı yatırımcılar için önemli bir pazar olduğunu ve bu pazarın mevcut sektör dinamiklerini büyük oranda değiştireceğini öngörmekteyiz. Bu doğrultuda 2021-2022 yıllarında ülkemiz otomotiv sektörün gerçek potansiyeli doğrultusunda bir ivme yakalayacağını ve ilerleyen yıllarda da bu ivmenin sürdürüleceğini düşünmekte ve gelişmeleri yakından takip etmekteyiz.